T.B.M.M. İNSAN HAKLARI İNCELEME KOMİSYONU BAŞKANI AYHAN SEFER ÜSTÜN'ÜN KONUŞMASI

Sayın Meclis Başkanım, Saygıdeğer Danıştay Başkanımız, Yargıtay Başsavcımız, Değerli Bakanımız, Değerli Büyükelçimiz, Komisyon Başkanlarımız, Milletvekillerimiz, hakim ve savcılarımız, değerli bürokratlarımız, değerli basın mensupları konuşmama başlamadan önce hepinizi saygıyla, sevgiyle ve hürmetle selamlıyorum.

Günümüzde gittikçe önem kazanan mağdur hakları konusunun uluslararası boyutuyla ele alındığı sempozyuma gösterdiğiniz ilgiden dolayı hepinize teşekkürlerimi sunuyorum.

Kısa bir zaman öncesine kadar ceza hukukunda güçlü olan devlet karşısında güçsüz olan sanığın korunması anlayışı benimsenmiş ve mağdurlar adeta ceza hukukunun unutulan öğesi olmuşlardır. Böylece bir suç nedeniyle mağduriyet yaşayan bu kişiler sanığı ön planda tutan bu anlayış nedeniyle bir kez daha mağdur olmuşlardır. Elbette ki sanıklara bazı haklar tanınmalıdır. Zaten yüzyıllardan beri de sanıkların haklarını konuşmaktayız. Ancak silahların eşitliği ilkesi gereğince ceza hukukunun bir diğer öğesi olan mağdurlara da birtakım haklar tanınmalıdır.

Nitekim uluslararası alanda ve ülkemizde mağdur giderek önem kazanmaya ve hak ettiği değeri bulmaya başlamıştır. Öyle ki ülkemizde 2005 yılında ceza hukuku mevzuatımızda yapılan değişikliklerle bazı eksiklikler olmakla birlikte mağdurlara birtakım haklar tanınarak, mağdurun ceza muhakemesindeki rolü güçlendirilmiştir.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonumuz, kurulduğu 5 Aralık 1990 tarihinden itibaren insan hakkı ihlallerinin olmadığı bir Türkiye meydana getirmeyi amaç edinerek, ülkemizde ve hatta dünyadaki insan hakları uygulamalarının iyileşmesine büyük katkı sağlamıştır. Komisyonumuz, Dünyada ve Ülkemizde giderek önemi artan mağdur hakları konusunda yaşanan gelişmelere de katkı sağlamak amacıyla konuyu gündemine almış ve bu konuda bir Alt Komisyon kurmuştur. Alt Komisyonun yaptığı çalışmalar sonucunda hazırlanan rapor, Komisyonumuzun 12 Haziran 2014 tarihli toplantısında kabul edilmiştir. Söz konusu rapor, ilgili tüm kurum ve kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine dağıtılmış ve kamuoyunun dikkatine sunulmuştur. Bu münasebetle bu raporda emeği geçen milletvekillerimize, katkı sağlayan bürokratlarımıza, akademisyenlerimize bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Bu raporda 41 tane öneri sunduk ve bu önerilerin dikkate alınacağını umut ediyoruz. Ayrıca Komisyonumuz, Dünya İnsan Hakları Günü vesilesiyle 11 Aralık 2013 tarihinde Adalet Bakanlığı ile ortaklaşa bir panel düzenleyerek konuya ilişkin farkındalık yaratmıştır.

Şimdi sizlere Komisyonumuzun çalışmaları esnasında bizzat edindiğimiz ve mağdur hakları konusunda dikkatinizi çekeceğim birkaç gözlemimden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle mağdurların haklarını toplu bir şekilde ortaya koyacak ve zararlarının tazmin edilmesini düzenleyecek bir mağdur hakları kanununa ihtiyaç vardır. Adalet Bakanlığımızın konuya ilişkin çalışmaları devam etmekte olup tasarının Meclise sevk edilmesini sabırsızlıkla beklemekteyiz.

Mağdur haklarına ilişkin çalışmaların Adalet Bakanlığı bünyesindeki bir yapılanmayla yürütülmesi önemlidir. Şu anda mağdur hakları konusundaki çalışmaları yürütmek üzere Adalet Bakanlığı bünyesinde Bakan oluru ile kurulmuş Mağdur Hakları Daire Başkanlığı bulunmaktadır. Ancak bu birimin bir yasal düzenleme çerçevesinde daha sıkı bir şekilde güvenceye alınması uygun olacağı kanaatindeyiz.

Mevzuatımızda faillere tanınıp da mağdurlara tanınmayan pek çok hak bulunmaktadır. Nitekim raporumuzda karşılaştırmalı olarak bunları detaylı olarak anlattık. Sanıklara tanınmış bunun karşısında mağdurlara niçin bu haklar tanınmamış tek tek izah edilmiştir. Bu haklar mağdurlara da tanınarak mağdurların ceza yargılamasındaki pozisyonu mutlaka güçlendirilmelidir.

Mağdur ve faillere tanınan haklar kıyaslandığında en büyük farklılıklardan biri kuşkusuz avukat görevlendirilmesini isteme hakkında yaşanmaktadır. Mevzuatımız uyarınca, şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, bir suç sınırlandırılmasına gidilmeden, istemi halinde kendisine bir müdafi görevlendirilmektedir. Oysa mağdura tanınmış olan avukat görevlendirilmesini isteme hakkı, sadece cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar ile sınırlandırılmıştır.

Yine sanıklar için iki zorunlu müdafilik hali mevcut iken, mağdurlar için tek bir zorunlu müdafilik hali mevcuttur. Bu nedenle mağdurların da avukat yardımından yararlanma hakkı, sanıklarınkine benzer bir şekilde genişletilmelidir.
Uygulamada mağdurlar yargılama aşamasında gerekli olan raporların alınması sürecinde de sıkıntılar yaşamaktadır. Öyle ki mahkemelerin çoğu mağdurları İstanbul’daki Adli Tıp Kurumuna göndererek onlara ekstra bir yük çıkarmaktadır. Oysaki mağdurların bulundukları il veya çevresindeki üniversite hastanelerinden rapor alma imkanı sağlanması mağdurlar açısından daha faydalı olacaktır.

Mevzuatımızda hükümlülerin kamu kurumlarında yüzde iki oranında çalışma zorunluluğu bulunmasına karşın mağdurlar için böyle bir zorunluluk öngörülmemiştir. Yani bir suç işlenmiş birini mağdur etmişsiniz evet bunun rehabilitasyonu önemli, buna bir iş sağlansın, ama öbür taraftan mağdur olmuş kişi göz ardı edilmiştir. Bunun mutlaka düzenlenmesi lazım. Oysa suç sonrası yaşadığı ekonomik sıkıntıları azaltmak adına mağdur kişiler için de benzer bir zorunluluğun hem kamu, hem de özel işyerleri açısından öngörülmesi faydalı olacaktır.

Özellikle şiddet suçlarında mağdurun güvenliğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Mevcut durumda sadece tanık olarak dinlenen mağdurların güvenliği Tanık Koruma Kanunu ile sağlanmaktadır. Ancak tüm mağdurların güvenliğinin sağlanması için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Bu konuda soruşturma sırasında savcıya, yargılama sırasında mahkemeye yetki verilmelidir. Kendi mesleğimizi yaparken bunu çok görmüştük, hakim sadece şu salonda olan güvenliği sağlamakta, kapının arkasında neler oluyor bunu bilmiyor. Tanıkların koruma prosedürüne tabi tutarsanız mağdurun koruma prosedürünü, burada mağdurları daha da ezeriz. Özellikle terör suçlarında, çete suçlarında, mafya suçlarında bu bariz bir şekilde görülmektedir. Zaten Avrupa Parlamentosu direktifi de aslında terör suçundan mağdur olan insanları korumak amacıyla böyle bir gerekçeyle ortaya çıkmış, daha sonra kapsamı genişletilmiştir. Türkiye’de son olayları biliyorsunuz, 44 vatandaşımız maalesef hunharca katledildi. Şimdi bu insanları devlet kendi evlerinde belki korumakta güçlük çekmiş, aciz kalmış, birde yargılama süreçlerinde bunları koruyamazsa, muhafaza edemezse o zaman bir kez daha mağdur olacaklar demektir. Ben 90’lı yıllardan kendi yaşadığım şehirden hatırlıyorum çeteler mafyalar şehre hakim olmuştu. Gasp yapıyorlardı, esnafı haraca bağlamışlardı. Bu kişiler şikayette dahi bulunamıyorlardı. Şikayettebulunduysaneğer mahkemeye geldiysen ertesi gün bu sefer dükkanında vuruyorlardı. O bakımdan özellikle bu çete, mafya, terör suçlarında güvenlik meselesi çok daha öne çıkmaktadır.

Mağdurun suç nedeniyle uğradığı zararların giderilmesi, ikincil mağduriyetler yaşamaması için oldukça önemlidir. Bu sebeple mağdurun zararı, sosyal devlet ilkesi gereğince devlet tarafından oluşturulacak fon aracılığıyla giderilmeli ve daha sonra bu meblağın faile rücu edilmesi sağlanmalıdır. Oluşturulacak bu fonun gelirlerinin devlet hazinesine yük getirmemek amacıyla, failler tarafından ödenen adli para cezalarından ve mağdur harcı adı altında oluşturulacak yeni bir harç türünden karşılanması düşünülebilir. Yine bu fondan yargılama masraflarını karşılamak üzere avans da verilmelidir. Meseleyi sadece ceza hukuku çerçevesinde düşünmemek lazım. Bir suçtan dolayı mağdur olmuş bir uzvunu kaybetmiş veya tazminat davasını takip etmek zorunda kalmış bir kişiyi düşünün. Eğer ekonomik gücü yoksa haklarını savunması mümkün olamayacaktır ve yeterli şekilde sağlanamayacaktır. Mutlaka hem ceza hukuku açısından hem tazminat hukuku açısından bu göz önüne alınmalıdır.

Ülkemizde mağdur hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısı az ve imkanları oldukça kısıtlıdır. Gerçekten sanıkları savunan yüzlerce dernek, vakıf vesaire var ama bunun karşısında mağdurları savunan neredeyse bir elin beş parmağını geçmeyen sivil toplum örgütleri var. Bunların da güçlendirilmesi gerekir. Bu nedenle mağdur hakları konusunda çalışan ve yeni kurulacak sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi oldukça önemlidir.

Günümüze kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan adil yargılanma hakkı hep sanık odaklı bir anlayışla yorumlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında da maalesef bu böyledir. Yeni yeni birtakım kırıntılar var. Yani bu adil yargılanmanın mağdurlar açısından ele alınması gerektiğini ama sadece sanığın yargılanması konusunda adil bir tutum sergilenmişse sanki o karar adilmiş gibi bir yaklaşım sergilenmiştir. Oysa bu iki taraflı bir terazi gibidir. Terazinin iki tarafı da denk olması lazım. Bu bakımdan her iki tarafa da adil yargılanma hakkını gerçekleştirecek eşit hakların eşit silahların verilmesi gerekir. Komisyon olarak mağdur hakları konusunda yaptığımız çalışmalar çerçevesinde mağdurları Komisyonumuza davet ederek bizzat dinledik, sorunlarına temas etmeye çalıştık. Ve gördük ki gerçekten mağdurların haklarını bilmeye, önemsenmeye ve hak ettikleri değeri bulmaya ihtiyaçları var. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak mağdurlar konusunda yapılan tüm çalışmalara destek vermeye hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Değerli katılımcılar,

Sözlerime burada son verirken bize bu paneli yapma imkânı sağlayan Sayın Meclis Başkanımıza, Sayın Bakanımıza, ayrıca milletvekillerimize, bürokratlarımıza teşekkürlerimizi sunuyor ve katkı sunacak konuşmacılara şimdiden başarılar diliyorum, sağ olun, var olun.

T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Mağdur Hakları Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır.

Webportal