T.B.M.M. BAŞKANI SAYIN CEMİL ÇİÇEK'İN KONUŞMASI

Sayın Başkan, Sayın Bakan, Sayın Büyükelçi, Komisyon Başkanımız, Milletvekillerimiz, Değerli Konuklar, Değerli Katılımcılar;

Çok önemli bir toplantıyı gerçekleştiriyoruz, önemli, anlamlı bir toplantı. Bu toplantının gerçekleşmesinde emeği geçen ve isimleri yukarıda yazılı bütün kurumlara kişilere huzurunuzda teşekkür ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, toplum yararına olan birçok konuya bazen öncülük ediyoruz, bazen destek veriyoruz, bazen ortak oluyoruz ama en azından bu çabaları gönülden desteklediğimizi, bunların bir yasal düzenlemeye konu olacaksa bu konuda da iyi niyetimizi açıkça ifade ediyoruz. Bu konuyu gerçekten, ilk toplantıda da ifade etmeye çalıştım, çok değişik sebeplerden dolayı, çok önemsiyoruz.

Özellikle bugün bu toplantının yapıldığı günlerde, hepimizi üzen, hepimizi bir beklenti içerisine sokan, büyük mağduriyetler yaşıyoruz. 18 vatandaşımız şu anda göçük altında, temenni ve dua ediyoruz ki bu bekleyişimiz bundan öte bir acıya dönüşmesin, umursamazlıklar, tedbirsizlikler, sorumsuzluklar, aşırı kar hırsı, maalesef mağduriyetlere sebebiyet veriyor. Sonu ölümlü sonuçlanmasa bile mağduriyet mağduriyettir.

Öbür taraftan, yine hepimizin gözlediği, benim için sürpriz olmayan bir şekilde terör eylemlerinde, yeni bir hareketlilik yeni bir canlanma var, şehitlerimiz var, yaralılarımız var bunlara her defasında Allahtan rahmet diliyoruz, ayrıca belki üzerinde durmadığımız, tabiatıyla bu toplantısının konusu sınırlı, ceza hukuku anlamındaki mağduriyetler üzerinde duruyoruz ve duracağız. Bir iç hukuk düzenlemesine konu olacaksa, konuyu bu manada biraz sınırlı tutmak gerekiyor olabilir. Ama günümüzde artık bu mağduriyet kavramına başka bir içerik, başka bir genişlik kazandırmak gerekiyor. Evvela kabul etmek gerekir ki mağduriyet bir sonuçtur, sebepleri üzerinde durmak ve mümkün olduğu kadar hani tedavi edici hekimlik yerine koruyucu hekimlik gibi insanların mağdur olmaması için, gerekli hukuki ve siyasi düzenlemeleri yapmak, belli bir anlayış birliğine, beraberliğine varmak gerekiyor.

Bakınız şu an Türkiye'de sayısını bile tahmin olarak söylediğimiz, bir milyon altı yüz binden fazla yerinden yurdundan edilmiş, kendi vatanını terk etmiş, kendi ocağını terk etmiş, çocuklarını kaybetmiş, eşini kaybetmiş, bu kadar mağdur var. Kimin umurunda bilmiyorum, sadece belli başkentlerden verilen fiyakalı beyanatların dışında, kimsenin kılının kıpırdadığını zannetmiyorum. Hatta bu mağduriyetler üzerinden nasıl uluslararası politikaların oluşturduğunu da biliyoruz. Sadece hırsızın işlediği mağduriyet üzerinde durup ya da bir başka bireysel suç sebebiyle, birileri mağdur ediliyor diye bunun üzerinde durup böylesine kitlesel mağduriyetleri göz ardı ettiğimiz taktirde, bu kavramın içini iyi doldurmamış oluruz. Çünkü ihtiyaçlar yeni kuralları gerektirir, yeni kavramları gerektirir, yeni kurumsal yapıları gerektirir, ya da varsa bunları yeni baştan gözden geçirmeyi gerektirir diye düşünüyorum. Onun için, mağdur hakları elbette bir hukuki düzenlemeler konusu olacaksa, ceza hukuku çerçevesinde pratik bir sonuca varmak bakımından önemli, ceza muhakemesi hukuku bakımından, bunu yaparız bu yöndeki çabalara da destek veririz. Ama bu mağduriyet işini, biraz da siyasetle bağlantılı, uluslararası siyasetle bağlantılı, göremediğimiz takdirde, salt hukuki düzenlemenin, iç hukuktaki düzenlemenin, yetmediğini, yetmeyeceğini biliyoruz. Çünkü günümüzde bir kısım suçlar artık bireysel olarak işlenmiyor. Örgütlü suçlar haline geldi ve bu örgütlerde, ülkeler arası sınır aşan suçlar, eylemi koyan Türkiye'de, eğitimi veren bir başka ülke veya ülkede, kararı veren bir başka yerde, mağduriyet Türkiye’de.

Siz sadece ceza kanunundaki tedbirleri alarak mağdurun bir kısım ihtiyaçlarını gidererek bu sorunu nereye kadar çözmüş oluruz, onun için, bu sebepler üzerinde durmak gerekiyor. Aslında şu ana kadar, üzerinde mutabık kalınmış, imzaya sözleşmeye bağlanmış olan hususlar yerine getirilse, burada savsaklama olmasa belki mağduriyetleri belli ölçüde indirmiş olabiliriz, azaltmış olabiliriz. Ama maalesef uluslararası hukukun kuralları, mağduriyetleri gidermede önlemede yeterli olmuyor. Belli ki acıların, yüreğimizde iz bıraktığı bir süreçte bu konuşmayı yapıyoruz, bu toplantıyı yapıyoruz.

Bunların başında terör geliyor, 40 yıldır uğraşıyoruz. Dosta düşmana aynı ittifak içerisinde olduğumuz ülkelere anlatmaya çalışıyoruz. Diyoruz ki, bu terör denilen bela insanlık belası, bu bir veba, bu bir ebola virüsü gibi, size de bulaşır. Gelin işbirliği yapalım. Bak altında imzamız olan sözleşmeler var. Bunun gereğini yapalım. 40 yıldır uğraşıyoruz bir türlü yeteri kadar, tedbir seviyesinde, ciddi, samimi bir işbirliği seviyesinde, bunu duyurma imkanımız olmadı. Çünkü bu bir insanlık suçu, insanlığa karşı suç, eğer siz işbirliği yapmazsanız, gün gelir sizi de vurur. Sizinde başınıza bela olur. Bugün İŞİD dediğiniz bela neyin nesi, 80 ülkeden gelen teröristlerin, belli bir mekanda buluşup, insanlık suçu işlediği, bir faciaya, bir fenomene dönüştü. Demek ki 80 ülkeden geliyor, 80 ülkenin asgariden terörle mücadele konusunda işbirliği yapması lazım. Var mı işbirliği, hayır. Bunun olmadığını, bu konudaki ikiyüzlülüğü çok net görüyoruz. Eğer benim canımı yakarsa terör örgütüdür, Başkasının canını yakarsa, kıyıdan köşeden arkadan dolanarak, sadece üzücü olaylar geldiğinde bir başsağlığı mesajı, taziye mesajı göndererek herkes, vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Bir defa daha ifade ediyorum, bu konuya kafa yormuş bir arkadaşınız olarak. Hiçbir terör örgütü, çok net ve açık, uluslararası destek olmadan, birkaç günden fazla yaşayamaz. O halde terörden dolayı mağduriyetlerin asgariye indirilmesi isteniyorsa, uluslararası bir işbirliğine, samimi, kalıcı bir işbirliğine ihtiyaç var. Bu var mıdır derseniz yoktur. Yaptık, varız diyenler varsa, yapması gereken on tane iş varsa birini yapmıştır, dokuzu duruyor. O biri de en kolay olanıdır, kendisi için kendi politikasına zarar vermeyecek kısmını yapıyor.

Bakınız dört nüfuslu, beş nüfuslu bir aileyi geçindirmek bile bir meseledir. Hepimiz için bir endişe kaynağı bir çaba kaynağıdır. Peki, binlerce kişilik bir örgüt, silahı nereden buluyor? Mühimmatı nereden buluyor? Birbirini tanımayanlar nerede eğitiliyor? Lojistik destek nasıl sağlanıyor? Bu yapılaşma nasıl oluyor? Birbirinin bu akşam hangi yemek yediğini gözlemleyen devletler, nasıl oluyor da 80 ülkeden gelen, bu terör gruplarını bir türlü keşfedemiyor. Bir türlü fark edemiyor, bir türlü önceden uyarmıyor, uyarılmıyor, tedbir almıyor. Siz buna inanıyor musunuz? Bu insanın aklıyla alay etmek anlamına gelir. İnsanlığın aklıyla alay ediliyor ve ondan sonra da deniliyor ki, İŞİD şu haltıyapıyor İŞİD bu haltı yapıyor. Peki bu ana kadar niye işitmedik biz bunu, işittikte işimize mi gelmedi diye, gayret göstermeyenlere sormak lazım.

O halde, bu mağduriyet dediğimiz, mağdur hakları dediğimiz, bu hakları koyacaksak, bunun içini dolduracaksak, bu hususu görmemezlikten gelemeyiz. Çünkü eskiden biz sadece, belli terör örgütlerinin mağduru bir ülkeydik. Şimdi, bu yetmiyor, bizim dışımızdaki gelişmeler de bizi mağdur ediyor, ülke olarak mağdur ediyor, insanlar olarak mağdur ediyor, o ülkenin vatandaşlarını mağdur ediyor. Peki bu bir milyon altı yüzden fazla Türkiye'de, Lübnan'da var, Ürdün'de var, başka ülkelerde de var az veya çok. Peki bu insanların mağduriyetlerinin sorumlusu kim? Sorumlusu kim? Hiç öyle uzun uzun konuşmaya gerek yok. Yuvarlak cümle kurmaya gerek yok. Net soruyorum. Bu vahşetin, bu insanlık dramının, 21. yüzyılın daha başlarında, bu dramın bu mağduriyetlerin, bu masum insanların, sorumlusu kim, kimler? Peki, buna karşılık ne yapılıyor? E bu soruyu bilmediğimiz takdirde, bu soruya doğru cevapları ortaya koymadığımız takdirde, hırsızın mağdur ettiği kişinin haklarını konuşacağız, elbette konuşacağız, bu toplantıyı işin bu kısmını zinhar önemsemediğimden değil, ama ben başka bir boyut getirmeye çalışıyorum.

Eskiden, ceza hukukunda hepimizin okuduğu, vurguladığımız kamu düzeni tesis etmek devletin görevi, kabul edildiği için, bir suç işlendiğinde kamu düzeni bozuluyor, bundan dolayı da birinci derecede mağdur olan devlettir diyorduk. Artık günümüzde insan hakları özgürlükler çağında, en azından sözde bu çağda, birey öne çıktığı için, en az devlet kadar hatta bazı suçlar açısından devletten çok daha önemli, birey öne çıktığı için, meseleye bireysel açıdan bakıyoruz. Ama üzerinde durmamız gereken husus bizatihi devletlerin mağdur ettikleri durumu biraz öne getirmemiz lazım. Özellikle bizim bölgemiz açısından.

Devlet bir kısım, devletler şimdi, bir kısım suçların failleri. İşte demin söylediğim olay. Yani bu kadar insanlık dramı, herhalde birkaç kişinin, bir araya gelmesi ile ortaya çıkan, bir mağduriyet değil. Uluslararası mı, asgariden bir aymazlık var, en azından, kasıt yoksa. Bu mağduriyetleri devlet meydana getiriyor, devletler meydana getiriyor, gerekli tedbirler almayarak.

Bir başka husus, şimdi uluslararası hukukta mutabık kaldığımız bir husus var, özellikle terör örgütleri bakımından. Ya yargılayacaksın, ya iade edeceksin, şimdi bu işlerle uğraşmış, belli bir süre de sorumluluğunu taşımış bir insan olarak bu konuları, dost ülkelerimiz de dahil, bize iade edilen terörist sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ama listelere bakarsanız, ilk defa duyuyorlarmış gibi. Ben biliyorum ki bazı ülkelere, günlerce sabahlara kadar çalıştık, dosyalar hazırladık. Bak bu örgütlerin sizde şu şu unsurları var, elemanları var. Demokratik ortamı istismar ediyor bunlar, sizden imkan sağlıyor, sizin ülkenizden, eğitim imkanı sağlıyor, lojistik destek sağlıyor, para topluyor, eleman temin ediyor. Bunlar bizim görüşlerimiz olduğu kadar, 2013 Europa raporunu açın bakın. Bu başlıkların hepsini göreceksiniz. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti de hazırlamadı bu raporu. Europa'nın 2013 raporunu bakın. Bizim canımızı yakan ve her gün rahmet dilemek mecburiyetinde ve durumunda kaldığımız, insanlarımızı şehit eden, katleden, bu terör örgütleri, bu imkanları buralardan sağlıyorlar. Yayınladıkları raporlar var. Anayasal Düzeni Koruma Teşkilatının yayınladığı raporlar var. Bizim ülkemizde, eylemi Türkiye'de koyan ve Türkiye'de hepimizin yüreğini yakan olayları işleyenlerin, şu örgütün bizde şu kadar mevcudu var, bu örgütün bu kadar mevcudu var, bu örgütün bu kadar mevcudu var. Açın bakın, her sene yayınlıyorlar. Peki, nasıl oluyor? Buna karşılık iade edilen bir tek kişi yok. Peki, yargılıyor musun? Ben şu ana kadar dişe dokunur, evet bu hainler, bu insanlık düşmanı örgütün mensupları işte şurada yargılandı ve bu cezayı aldılar diye, dişe dokunur bir yargılama faaliyetini de görmedim. Vardır diyen varsa, ben hazırım. Ama böyle bir şey de yok. Ne yargılıyor, ne iade ediyor. O zaman biz mağdur haklarını konuşuyoruz, bu mağduriyetlerde bu kaybettiğimiz insanların acılarında bu aymazlığı gösteren, işbirliğinden kaçanların hiç sorumluluğu yok mu? Yani, sadece, demokrasi, insan hakları, özgürlük lafını söyleyerek, bunların arkasına sığınarak, tarihi sorumluluktan insanlık karşısındaki sorumluluktan kaçabilirler mi? Kaçamazlar. Kaçmaları mümkün değil. Onun için bu manada uluslararası kuruluşların ülkelerin yaşadığı mağduriyetlerdeki sorumluluğunu, belki başka bir toplantı konusu yapmak gerekecektir. Çünkü bu işlerde en fazla mağdur olan ülkede biziz.
Bakınız, diyoruz ki, dünyada ekonomik kriz var, Avrupa Birliği dahil. 4,5 milyar doları üzerinde işimizden, aşımızdan,ekmeğimizden keserek yatırımlarımızdan keserek, kalkınma çabalarımızı öteleyerek, bağrımızı açtık gönlümüzü açtık, bu insanlara ev sahipliği yapmaya çalışıyoruz. Kimin umurunda. Benim katıldığım her toplantıda, söylenen şey şu; Suriye'nin, Türkiye'nin bu yöndeki çabalarını takdir ediyoruz. Bende dedim ki ya sizin bu takdirleriniz, sığınmacılara kahvaltı yerine geçmiyor ki. Elinizi cebinize atmıyorsunuz. Şu ana kadar yapılan yardımın miktarı, bildiğim kadarıyla 230 milyon dolar. Türkiye 4,5 milyar dolar da Birleşmiş Milletlerin görevini yapıyor. Ama kimse ne bu olaylar önlensin diye samimi bir çaba içerisinde, aynı örgütün Irak’takine eylem var, Irak'takine tedbir almaya çalışıyor, Suriye'dekine gelince kayış kırıyor, uluslararası toplum. Dış dolaşıyor, bir türlü işbirliğine yanaşmıyor. Peki, orada da ölen insan burada da ölen insan.

Başka bir anlayamadığım ben, ortalama zeka sahibi bir insanım. Eğer bu konuyu çok süper zeka birilerinin anlaması gerekiyorsa ona bir şey diyemem. Diyor ki, şimdi, kimyasal silah kullanılıyor, binden fazla insan ölüyor, uluslararası toplum bir araya geliyor diyor ki; kimyasal silah kullanmak yasak. Kimyasal silah kullanmayın, birbirinizi nasıl öldürürseniz öldürün. Nasıl öldürürseniz öldürün. Allah var onlarda öldürüyor işte, varil bombalarıyla, intihar kamyonlarıyla, bu iki yüz binden fazla insan nasıl öldü? Yani, ben öldükten sonra, benim ailem benim yakınlarım mağdur edildikten sonra, bunun kimyasal silahla, varil bombasıyla veya konvansiyonel silahla olmasının ne anlamı var? Böylesine bir anlayış içerisinde, bu mağdur haklarını konuşmak gerekiyor. Bunun üzerinde durulursa faydalı olur diye düşünüyorum.

Şimdi tabiatıyla biz kendi iç hukuk düzenlememiz açısından, bu toplantıyı sınırlayacaksak, üzerinde durmamız gereken konulardan bir tanesi, aflar konusundur. Biz çok af çıkarmış bir ülkeyiz. Bende Adalet Bakanı iken, ne zaman ceza evine gitsem, baba af yok mu diye bağırırlardı. Şimdi, bu namludan çıkan mermi gibi bir şeydir bu af. Nereye saplanacağı belli olmaz. Siyasette iki sözcük çok düşünülerek olması lazım. Bir tanesi erken seçimdir, o Türkiye'nin işleyişini epey sıkıntıya sokar. İkincisi de aflardır. Her af, ister ceza hukuku anlamında, ister mali anlamda, ister başka anlamda, beraberinde birçok mağduriyeti de getirir. Bende yaptığım iş sebebiyle de biliyoruz ki, anasını baltayla kesmiş, kız kardeşini baltayla kesmiş, o tarihte idama mahkum edilmiş, ama sonradan çıkan aflarla, yaşayan topal Rıfat'ı bilirim. Topal Rıfat yaşıyor, çıktı tahliye oldu, annesi ve babası hunharca katledildi, mezarda. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi aflardır. İyi düşünmek lazım. Şimdi, cezaevleri doldu, doluyor, vesaire yapıyor, yeni baştan af vesaire bunlar, kolay konuşulacak laflar değil. İyi düşünmek gerekiyor. Her af beraberinde çok ciddi mağduriyetler getirir ve getiriyor.

İkincisi infaz sistemi, onun üzerinde durmak gerekiyor. Eskiden beşte ikiydi, şimdi üçte ikiye çıktı, adi suçlar bakamından. Cezaevinde ki yoğunluğun önemli sebeplerinden bir tanesi budur. Eskiden beş gün ceza alıyorsa iki gün yatıyor, üç gün dışarıdaydı. Şimdi Avrupa ortalamasına yakın bir şey getirildi. Zaman zaman bununla ilgili yazılarda çıkıyor, görüyorum. Bunlar üzerinde biraz durmak gerekiyor.

Tabiatıyla bu mağdur hakları ile ilgili, yeni bir kurumsal yapıya da ihtiyaç var. Mevcut yapılarımız bu türlü bir hakla ilgili iş ve işlemleri yapmaya yetmiyor olabilir. Doğrusu bu kavramda zaten son 25-30 senenin şeyi olduğu için, çok iyi işleyen bir mekanizma dünyada var mı bilemiyorum. Ama Bakanlıkta bir Daire Başkanlığının kurulması, ilgili kurumların bu konuya, ilgi göstermesi, bir farkındalık oluşturulması önemlidir. Mesele mağduriyet sadece, ihtiyaçlarının karşılanmasından ibaret değildir. Meseleyi sadece parasal boyutu ile ele alırsak, zannediyorum o beklentiyi karşılamaz, annesini öldürmüş babasını katletmiş birisine siz aylık bağlamış olmakla bu acısını dindiremezsiniz. Bunlar yapılabilir, ama biz de düzenlemeleri yaparken biraz, şeyi ölçüyü kaçırıyoruz. Sonra işin altından kalkmakta biraz zor oluyor. Yani burada konuşmalar yapılırken, sadece bir kısım maddi yoksunlukları, ihtiyaçları gidermeye yönelik tedbirler, zannediyorum beraberinde başka eksikleri de beraberinde getirebilir.

Konunun tüm yönleriyle bu toplantılarda, ele alınacağını ümit ediyorum. Meclis olarak varacağınız mutabakatları, Bakanlığımızda tasarı haline getirirse, Meclis olarak eğer erken getirirlerse, seçime gitmezden evvel çıkarma imkanımız olur. Bir hayırlı işe de vesile olmuş oluruz. Ben başarılı geçmesini diliyorum, bu toplantının ve inşallah hayırlı sonuçlara birlikte varmış oluruz. Hepinize teşekkür ederim.

T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Mağdur Hakları Resmi Web Sitesi © 2015 Tüm Hakları Saklıdır.

Webportal